Kategoriler
Filmkeyfi

Beynelmilel bi’şey

1982 yılı, Adıyaman..Bir grup gevende (sokak çalgıcısı) askeri orkestra haline gelirse neler olur? Devrin sıkıyönetim şartları altında kısıtlı imkanlarla kurulan -ya da kurdurulan- “orkestra”, milli güvenlik konseyini karşılamak gibi önemli bir görevde bulunmak durumundadır. Çalgıcılar yeteneklidir, uzun havadan Chopin’in cenaze marşına, Lorke’den Tango müziğine kadar geniş bir repertuara sahiptirler, üstelik “sakıncalı” listedeki şarkıları çalmaktan da şiddetle kaçınmaktadırlar.Fakat repertuarlarındaki Enternasyonel Marşı, (L’internationale) sandıkları gibi sadece “beynelmilel birşey” değildir ne yazık..Gülendam ise (Özgü Namal) orkestranın “şef”i Abuzer’in (Cezmi Baskın) kızıdır ve tek istediği şey sevdiği adama yakın olmaya çalışmaktır, ancak sevdiği adam Siyasal Bilgiler öğrencisidir ve çevresindekilerden biraz “farklı” düşünmektedir. Tüm bunlar biraraya geldiğinde ortaya yasaklı, çalgılı, müzikli “trajikomik” bir hikaye çıkacaktır.

Özgü Namal’ın yine “saf köylü kızı” rolüyle (bkz. Mutluluk) başarılı bir performans sergilediği ve 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali‘nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne uzandığı Beynelmilel, kaliteli senaryosu ve oyunculuğu-Ece Temelkuran da kısa bir replikle rol almış-, ayrıntılara gizlenmiş ince mesajları -eski halkevindeki Guernica gibi!- ve akıcı sayılabilen anlatımıyla farklı bir dönem filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Kategoriler
Filmkeyfi

Mutluluk

Zülfü Livaneli’nin eserinden sinemaya uyarlanan, müzikleri de Livaneli’ye ait bu Abdullah Oğuz filmi, “Kaderinden kaçan üç kişinin mutluluğa yolculuğu”nu konu alıyor. Meryem, köy tarafından “kirli” damgası yemiş 17 yaşında bir genç kızdır. Akrabası Cemal ise, bu “kir”i temizlemek üzere aile tarafından görevlendirilen “Azrail”dir. Bu ikilinin, köylerinden başlayıp İstanbul’a, ordan da Marmaris’e uzanan yolculukları, İrfan Bey’le karşılaşmalarından sonra bambaşka bir hal alacaktır. Kendi deyimiyle “yalan ve sahte” hayatından uzaklaşıp teknesiyle özgürlüğe yelken açan İrfan Bey ise yaşı kemale ermiş bir profesördür. Farklı dünyalardan, farklı amaçlar için gelip de bir teknede yolları kesişen bu üçlünün birbirlerinden öğrenecek çok şeyleri vardır.

Özellikle ilk yarısı diyalogsuz ve sıkıcı geçen bu filmi ayakta tutan -bana göre- iki unsur var: İlki, başarılı çekim teknikleri ve kamera açılarıyla, göze hoş gelen sahneler yaratan Abdullah Oğuz; diğeriyse -kendisine ayrı bir paragraf açmak istediğim- Özgü Namal.

Son zamanlarda dizi, film ve reklamlarda sıkça gördüğümüz (ha bir de Bebek’te bir benzin istasyonunda alışveriş yaparken gördüm kendisini) Özgü Namal, oynadığı Meryem rolü için biçilmiş kaftan bana göre. “Masum” rolleri kendisine çok yakıştırıyor ve bu filmdeki oyunculuğunu çok başarılı buluyorum. 26.Uluslararası İstanbul Film Festivalinde bu filmi izleyip kendisiyle röportaj yapan New York Post yazarı da benden farklı düşünmüyor olacak ki, performansına hayran kaldığını belirtmiş güzel oyuncunun.

Yine de genel bir değerlendirme yapacak olursak, bünyesindeki usta oyunculara rağmen Mutluluk filmi, “iz bırakan” bir film olmaktan hayli uzak. Her ne kadar güncel ve önemli bir konuya parmak bassa da, “dişe dokunur” bir senaryosu olmayan her film gibi, Mutluluk da vasatın bir hayli altında kalmaya mahkum ne yazık ki.